5 Ağustos 2012 Pazar

Türk Kadınının Olimpik Ruhu

 
      Londra 2012...Benim için zaman geçirmemi sağlayan bir tv dizisinden farkı yok ama oradaki sporcular için hayatlarının en önemli anlarını oluşturan bir bütün belki de...Tabi biz Türk ulusu olarak belli atletler dışında kendi sporcularımızı destekliyoruz.Hüseyin(!) Bolt , engelli atlet Oscar Pistorius ve bizimkiler...Türkiye bu olimpiyatlara 114 sporcu ile katıldı.Bunların 66'sı kadın.Kadın sporcuların erkeklerden daha fazla katılma şansı elde etmesi şaşırtıcı ve güzel.Ama gelin görün ki kadın sporcularımız da erkekler kadar başarısız oldu olimpiyatlarda.Ben de kendime sordum neden diye.Bu bilinçaltında yatan bir sebep olabilir mi?Tabiki olabilir hatta öyle...Bu sonuca ulaşmamı sağlayan 3 olay var.Şu ana dek kadınlar basketbol ve voleybol maçları dışında kadınlar halter ve kadınlar 400 m engelli yarışlarını izleme şansı buldum.Bu yarışların hiçbirinde sporcularımız favori değildi nitekim madalya kazanamadılar ama nasıl kazanamadılar?Halter müsabakasında sporcularımızın sadece 2 kaldırışını seyrettim ikisi de silkme diye tabir edilen kaldırma şekliydi.Bırakın omuzlarına kaldırmayı diz hizasını geçiremeden yere bıraktılar halteri.Bu durum beni çok şaşırttı çünkü halterde az rastlanan bir durum.Demek ki kaldıramayacakları bir ağırlığın altına girdiler dedim.Kendini kanıtlama psikolojisi basitçe...Ama bir 400 m yarışı oldu ki atletimiz Nagihan Karadere daha hazır komutunda koşmaya başladı ve diskalifiye oldu.Şimdi bu durum belli ki psikolojik bastırılmışlıkların geri dönüşü yıllarca biz kadınların özgürlüklerini elinden aldık ama gelin görün ki onların kendilerini bize ve dünyaya kanıtlama istekleri bu yarışmayı ellerine yüzlerine bulaştırmalarına sebep oldu.Halbuki kaybetseler bile bu kadar küçük düşmeyeceklerdi.Hata yıllarca onları sömürenlerde mi yoksa onların sporu spor gibi değil de siyasi bir arena gibi gören bilinç altlarında mı bilmiyorum ama bu sporcuların psikolojik desteğe ihtiyacı olduğu kesin bir gerçek...

Neden?

   Blog yazmak...Kendini avutmanın  boş zaman doldurmanın gereksiz ve bir o kadar boş yolu...Ama neden bunu bu kadar fazla yapmak istiyorum çözebilmiş değilim.Bu insanın nefret edeceğini bildiği halde bir şeyi yemesi veya sonrasında kendini iyi hissetmeyeceğini bildiği halde bir şeyi yapması gibi bir şey.Ama bilinçaltımda blog yazmayı istememin de sebepleri var.Düşüncelerimi ortaya çıkarmak,paylaşmak...Kendimle bile olsa...Takipçim sıfır bile olsa onlarla yüzleşmek.Düşüncelerinizi bir yere veya birilerine aktarmak risktir.Geri dönüşü zordur ama aynı zamanda kişiliğiniz hakkında ip uçları verir.Kendinizi tanımanızı sağlar hatta ve hatta kendinizi hatırlamanızı...Bunu bir günlük gibi düşünüyorum gün içinde saatlerce üzerine kafa yorduğum saçma ama altyapısında hayata dair müthiş ip uçları olan şeyler bunlar.
      Sessiz insanlardan korkun derler.Ben de sessiz bir insanım...Sessiz insanlar etrafında olan biteni çok dikkatli izler ve bir problem varsa önce onlar farkına varır.Bu yüzden insanlar onlardan korkar.Yıllarca benliğimde hüküm süren bu sessizlik beni düşünmeye ve etrafımda olan biteni anlamaya itti.Bu blogda da bunları paylaşmak istiyorum.